
|
Tariş - Çimentepe - Gültepe Direnişleri 22 Ocak - 16 Şubat 1980 Geçmişi ile ilişkisi esas olarak "unutma" ve "unutturma" üzerine kurulan bu ülkede 20'li hatta 30'lu yaşlarını yaşayan pek çok genç insan için "direniş" ve "devrimci dayanışma" gibi kavramlar bir anlam ve değer ifade etmeyebilir. Çok değil, sadece 28 yıl önce bu ülkede, bu ve benzeri kavramlar büyük insan kitlelerini harekete geçiriyor, onların eylemlerine yön verebiliyordu. İşte böylesi kitlesel eylemlerden biri de, 12 Eylül 1980 askeri darbe arifesinde gerçekleşen ve resmi tarihin "Tariş Olayları" olarak adlandırdığı büyük işçi direnişidir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, Tariş Direnişi'nden söz ederken beraberinde Gültepe ve Çimentepe direnişlerini anmamak büyük bir eksiklik ve haksızlık olur. Tariş Direnişi, ekmeğine, işine, geleceğine ve onuruna sahip çıkmak isteyen işçilerin eyleminin adı olurken Çimentepe ve Gültepe Direnişleri ise işçiler ile halkın ve devrimcilerin dayanışmasını ifade eder. Siyasal İktidarların Popülist Politikalarının Aracı Tariş… Tariş; Ege Bölgesi'nin incir, üzüm, pamuk, zeytin ve zeytinyağı gibi tarımsal ürünlerini değerlendirmek üzere kurulmuş olan, 70' li yılların sonlarına gelindiğinde 80 bine ulaşan üretici ortağı ile Türkiye'nin en eski ve en büyük üretim kooperatifidir. Tariş'in yönetimi, ülkedeki diğer bir çok üretici kooperatifinde olduğu gibi büyük toprak sahipleri ile büyük hissedarların elindeydi. Kooperatif, büyük çoğunluğu İzmir'de kurulu olan gıda ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren sanayi işletmelerine sahipti. Bu işletmelerin yöneticileri Sanayi Bakanlığı tarafından atanıyordu. Bakanlık, sadece yöneticilerin değil işletmelerin kadrolarının da belirlenmesinde söz sahibi idi. Tariş, sahip olduğu sanayi işletmelerinin büyük istihdam kapasiteleri yanı sıra tarımsal ürünlerin taban fiyatını belirleme gücü sayesinde siyasal iktidarların popülist politikalarını hayata geçirmelerini ve Ege Bölgesi'ndeki siyasal nabzı kontrol etmelerini sağlayan önemli bir araçtı. MC İktidarları Döneminde Tariş'te Faşist Kadrolaşma… Bu niteliği ile her dönem siyasal iktidarların gözdesi olan Tariş, 70'li yıllarda yükselen toplumsal muhalefet ve devrimci hareketi ezmek için oluşturulan 1. ve 2. Milliyetçi Cephe (MC) Hükümetleri döneminde faşist kadrolaşmanın önemli bir merkezi olmuştu. 1975-77 yılları arasında iktidar olan MC Hükümetleri'nin ortaklarından MHP'nin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı üzerindeki etkisiyle yüzlerce işçi baskı ve terör uygulanarak işten çıkarılmış ve yerlerine MHP militanları yerleştirilmişti. Faşist militanlar, bir yandan fabrikalardaki işçilerden Ülkü Ocakları için haraç toplarken diğer yandan Tariş'i İzmir'deki anti-faşist, devrimci örgütlenmenin geliştiği mahalle, işyeri ve okullara yönelik saldırıların bir üssü haline getirmişti. MHP'li militanların kendilerinden olmayanlara yönelik baskı ve tacizleri öylesine artmıştı ki MC Hükümetlerinin büyük ortağı AP içinde dahi çok ciddi eleştiri ve kaygılara yol açmaktaydı. Hatta AP İzmir Milletvekili Talat Asal, Başbakan Süleyman Demirel'e bir mektup yazarak duruma müdahale etmesini istemişti. Öte yandan işletmelerde sürdürülen üretimin niteliğine uygun vasıflara sahip olmadıkları halde işe alınan faşist militanların üretim dışı faaliyetlerde bulunması nedeniyle Tariş tam bir iflasın eşiğine gelmişti. Faşist Kadroların Tasfiyesi İle Tariş'te Üretim Artıyor… 2. MC Hükümetinin dağılmasıyla iktidara gelen CHP'nin ilk işi, kendi iktidarını kanıtlamanın bir ifadesi olarak Tariş'e el atmak oldu. Gerek CHP'nin kadro politikaları, gerekse sosyalist, devrimci işçi gruplarının çalışma ve mücadelesi sonucunda faşist militanlar Tariş'ten tasfiye edildi. Çalışma ortamında huzurun sağlanması ve üretimin niteliklerine uygun vasıflarda işçilerin alınması sonucunda kısa sürede işletmelerde verimlilik arttı. Üretim, işletme kapasitelerinin % 90'ı gibi rekor bir düzeye çıktı. Aynı zamanda işletmelerde sosyalist, devrimci örgütlenme gelişti ve sendikalaşma oranı arttı. Devrimciler, DİSK'e bağlı Gıda-İş ve Tekstil-İş sendikaları yönetimlerinde etkin olurken bu sendikalar da bir çok işletmede yetki aldı. Bu sayede çalışanların hak ve ücretlerinde de gözle görülür gelişmeler oldu. Tariş'te işçi olmak adeta bir ayrıcalık haline geldi. 3. MC Hükümeti Kuruluyor, Baskılar Artıyor… 14 Ekim 1979 ara seçimlerinde aldığı ağır yenilgi CHP'nin iktidarı yitirmesine yol açtı. Seçim sonuçları AP, MHP ve MSP'yi yeniden bir araya getirdi. Ancak bu kez eski MC ortakları hükümette yer almayacaklar, AP iktidarını dışarıdan destekleyeceklerdi.
MC tabanlı AP
hükümetinin önüne koyduğu öncelikli işler, ülkenin "iç savaşa
doğru gittiği" gerekçesiyle "asayişi" sağlamak, dış borç ve
döviz bunalımını aşacak radikal ekonomik önlemleri almaktı. Diğer yandan, Demirel'in ünlü ifadesi ile "70 sente muhtaç kalmış" Türkiye ekonomisini IMF ve Dünya Bankası’nın direktif ve perspektifleri doğrultusunda uluslararası yeni iş bölümüne göre yeniden yapılandıracak olan ekonomik önlemler paketi hazırlanıyordu. Kamuoyuna duyurulduğu 24 Ocak tarihi ile anılan bu paketin özü, büyük bir devalüasyon ile birlikte tüm mal ve hizmetlere yüksek oranda zam yapılması, buna mukabil ücret ve maaşlarda artışların durdurulması, kamu harcamalarının kısıtlanması gibi önlemleri içeren "sıkı para politikası" idi. Bu paketin hayata geçirilmesi için geleneksel popülist politikalara itibar etmeyen "güçlü" ve "otoriter" bir iktidara ihtiyaç vardı. Nitekim paketin hazırlayıcısı, daha sonra da uygulayıcısı olan Turgut Özal, 8 Ocak'ta generallere paket hakkında bilgi verirken "Ekonominin düze çıkarılması için mutlaka toplumsal muhalefetin dizginlenmesi, mevcut sendikal çerçevenin ve toplu sözleşme sisteminin daraltılması gerektiğini" söyler. Turgut Özal'a göre "Demokrasi bir başıbozukluk değil disiplin rejimidir!". Paketin gerekliliği ve hayata geçirilmesi için alınacak önlemler konusunda generalleri ikna eden Özal, bir bakıma onların darbe konusundaki kararlılığını da pekiştirmiş oldu. Gözler Tariş'e Dikiliyor, Mücadele Sertleşiyor… "Asayişin" sağlanması ve ekonominin yeniden yapılandırılması için hızla harekete geçen MC tabanlı AP hükümetinin öncelikli hedeflerinden biri haliyle Tariş oldu. Böylelikle her iktidar değişikliği sonrasında Tariş'te yapılması geleneksel hale gelen tasfiye ve kadrolaşma döngüsü hayata geçirilerek iktidar olmanın gereği yerine getirilmiş olacak, yarım kalan faşist kadrolaşma tamamlanacak, daha da önemlisi 24 Ocak kararlarının bir provası yapılmış olacaktır. Hükümet çevreleri zaman geçirmeden Tariş'in "komünist terör yuvalarından biri olduğu" yönünde iddialar ileri sürmeye başlar. AP hükümetini destekleyen büyük bölge gazetesi Yeni Asır da "Tariş ortakları kan ağlıyor", "Üretim düşüyor", "Komünist militanlar terör estiriyor" biçiminde manşetler atarak, kamuoyu oluşturmaya çalışır. Bu arada olası bir saldırı ve tasfiye girişimine karşı Tariş işletmelerinde çalışan farklı sosyalist, devrimci grupların taraftarı işçiler "devrimci eylem birliği" oluşturduklarını ilan ederler. Bu çaba uzun ömürlü olamasa da işçilerin asgari düzeyde güç birliği içinde hareket edebilmelerine zemin sağlar. AP hükümeti, Ocak ayının başında düğmeye basar. Önce Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, 300 kadar işçinin işten çıkarılmasını ister. Bu talimatı yerine getirmeyen Tariş Genel Müdürü Erdinç Gönen'i görevden alarak yerine Hakkı Gürün'ü getirir. Ardından da İçişleri Bakanlığı, 14 Ocak 1980 tarihinde İzmir Valiliği'ne gizli bir talimat göndererek, Tariş'deki suç odaklarının açığa çıkarılması için bir istihbarat çalışmasının yapılmasını ve tespit edilen unsurların yakalanması için de 22 Ocak'ta tüm işletmelere yönelik bir operasyonun gerçekleştirilmesini ister. Operasyon ve Direniş Başlıyor….
22 Ocak 1980'de
Cumhuriyet tarihinin belki de en sert, uzun ve kitlesel
direnişlerinden biri başlar. Sabahın erken saatlerinde panzerler
eşliğinde yüzlerce polis ve jandarma arama yapma gerekçesiyle
işletmelere gelir. Fabrika kapılarının kırılarak adeta bir
saldırı biçiminde gerçekleştirilen sözde "arama", işçilerde
başlangıçta bir şaşkınlık yaratır. Ancak kısa sürede toparlanan
işçiler derhal direnişe geçerler. Özellikle Çiğli İplik
Fabrikası'nın işçileri polis ve jandarmaları fabrikaya sokmaz.
Ertesi gün AP ve CHP İzmir İl Örgütleri'nin yetkilileri ortak bir açıklama yaparak "İzmir olaysız bir kent. Üretimin aksaksız sürdüğü Tariş'te kimi çıkar çevreleri işçiyle polisleri karşı karşıya getirmek istiyor." biçimindeki ifade-lerle kaygılarını dile getirirler. Bu arada tüm işletmelerde üretim durur. İzmir çapında çeşitli protesto ve destek eylemleri başlatılır. Ege Üniversitesi öğrencileri üç günlük boykot kararı alır. Kampustan çıkan binlerce öğrenci İzmir-Manisa yolunu kapatınca polis müdahale eder. Çıkan çatışmada 80 kişi yaralanırken 200 öğrenci de gözaltına alınır. Hürriyet, Yeni Asır gibi gazeteler tüm bu gelişmeleri "İzmir'de Savaş" manşetiyle verir. Tariş işçileri ile dayanışma ve destek eylemleri sonraki günlerde de sürdürülür: 25 Ocak'ta İzmirli işçiler iki saat iş bırakır. 26 Ocak'ta da DİSK'in "Demokrasi Mitingi" yapılır. DİSK yönetimi daha önceden işçi kıyımına, zamlara, pahalılığa, sürgünlere, anti-demokratik baskı ve uygulamalara, faşist saldırılara karşı değişik illerde art arda yapılacak "Demokrasi Mitingleri" planlamıştır. Bu mitingler dizisinin İzmir ayağının devlet terörünün Tariş'e yöneldiği günlere denk gelmesi direnişe verilen desteği daha güçlü hale getirmek için iyi bir fırsat oluşturur. Devrimci, sosyalist grupların da çabasıyla mitinge katılım çok büyük olur. Tariş'li işçiler direniş sloganları ile alana girdiklerinde orada bulunan 50 binden fazla işçi ve devrimci onları büyük bir coşku ile selamlar. Tabandan gelen bu dayanışma arzusuna karşın DİSK yöneticileri daha sert ve kanlı gelişmelerin yaşanacağı kaygısıyla Tariş Direnişi'nin sona erdirilmesinden yanadır. Ancak, Tariş işçilerinin devrimcilerin öncülük ettiği önemli bir kesimi ise işten atılma ve Tariş'in faşistleştirilmesi ile sonuçlanacak saldırılara karşı direnmek gerektiğini düşünmektedir. Sonunda DİSK yönetimi işçi kitlesi üzerinde etkili olur ve tartışmalı bir oylama sonucunda 31 Ocak'ta direniş sona erdirilir. Direniş Tekrar Başlıyor ... Ancak siyasal iktidar, ne pahasına olursa olsun Tariş'i ele geçirme fikrinden vazgeçmemiştir. 6 Şubat'ta Tariş Genel Müdürlüğü gazetelere ilan vererek zarar tespiti yapmak amacıyla tüm işletmelerin bir hafta süreyle kapatılacağını duyurur. Oysa, işçiler ilk direnişte oluşan bazı ufak tefek hasarları onarmıştır ve üretimi tam kapasite sürdürmektedir. Söz konusu gazete ilanlarında ayrıca tüm işçilerin iş akitlerinin feshedildiği ve bu bir haftalık süre içinde "Dürüst, işine bağlı ve yasadışı direnişe katılmamış işçilerin belirlenerek haklarının korunacağı" duyurulmaktadır. Bu ilan, operasyonun yeniden başlayacağının işaretidir. Bu gelişme karşısında Tariş'in bütün işletme ve fabrikalarında direnme kararı alınır. 7 Şubat'ta polis tekrar operasyon başlatır. İşçiler barikatları yeniden kurup, güvenlik güçlerinin işletmelere girmesini engellemeye çalışır. 1 No'lu Üzüm İşletmesi'nde 700 kadar işçi üç saat kadar direnir. Çıkan çatışmalarda 17 güvenlik görevlisi ve 50 kadar işçi yaralanır, 600 kadar işçi de gözaltına alınarak Alsancak Stadyumu'na kapatılır. İşçilerin kararlı ve sert direnişine rağmen polis, Çiğli İplik Fabrikası dışındaki tüm işletmeleri boşaltır. Halk Barikat Kuruyor… 8 Şubat'ta güvenlik güçlerinin hedefi iplik fabrikasıdır. Ancak, önceki gün gerçekleştirilen operasyona büyük tepki duyan İzmir halkı ayağa kalmıştır. Çiğli, Çimentepe ve Maraş Mahallelerinin halkı fabrikaya giden yolda barikatlar oluşturur. Polis ve jandarma bu barikatları saatlerce aşamaz. Başta Gültepe ve Altındağ olmak üzere bir çok gecekondu mahallesinde ise halk sokağa dökülür. Esnaf kepenk indirir. DİSK'e bağlı sendikalara üye 55 bin işçi bir günlük iş bırakma eylemi yapar. Bankalar, fabrikalar, belediye otobüsleri çalışmaz ve İzmir'de hayat durur. Gültepe'deki gösterilere müdahale etmek isteyen polisle halk çatışır. Çatışmada bir polis yaşamını yitirir. Ardından "halkı kışkırttığı" gerekçesiyle Gültepe Belediye Başkanı Aydın Erten 100 kadar belediye işçiyle birlikte gözaltına alınır. 9 Şubat'ta, işçiler Yağ Kombinası ile 2 No'lu Üzüm İşletmesi'ne tekrar girmeyi başarırlar. Ancak polis hemen müdahale eder. Yağ Kombinasına panzerlerle giren polis ile işçiler arasında çıkan çatışmada 3 işçi polisin açtığı ateş sonucu yaralanır, kombina yeniden boşaltılır. Aynı gün Gültepe'de sokaklara barikatlar kurulur. Halk ve devrimciler barikatların başında gece gündüz nöbet tutmaya başlar. 10 Şubat'ta Çiğli İplik Fabrikası'ndaki direnişi kırmaya giden güvenlik güçlerinin yolu Çimentepe Mahallesi yakınlarında yine barikatlar ile kesilir. Barikatlarda polisle çatışan devrimci gruplar daha sonra mahalle içinden geçip arkadaki tepelere doğru çekilince onları takip etmek isteyen güvenlik güçleri, yaklaşık 100 bin kişinin yaşadığı mahalleye girmeye çalışır. Güvenlik güçleri bu kez karşılarında barikat kurmuş ellerinde sopalarla kadın ve çocukları bulur. Polis saatler süren çatışmalardan sonra barikatları aşarak mahalleye girebilir. Çatışmada direnişçi Cemil Oral yaşamını yitirir, onlarca kişi yaralanır, 500 kişi gözaltına alınır. Direniş Adım Adım Kırılıyor…
Hükümet, burjuvazi
ve generaller, kısacası tüm egemenler kaygı ile gelişmeleri
izlemektedir. Zira direnen, kafa tutan Tariş işçileri ve onlarla
dayanışma içinde olan İzmir halkı bütün Türkiye'ye kötü örnek
olmaktadır. Nitekim Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, "Biz dış
düşmanlarla değil, iç düşmanlarla uğraşıyoruz" diyerek yönelimi
belirler; "iç düşman” yenilmelidir.
Aynı gün DİSK'e
bağlı sendikalar iki günlük greve çıkarlar. Ancak grev, süre
dolmadan 15 Şubat günü öğlen saatinde bitirilir. Önce Çimentepe Mahallesi ardından da Çiğli İplik Fabrikası'ndaki direnişleri kıran güvelik güçlerinin son hedefi bir haftadır giremedikleri Gültepe'dir. 16 Şubat'ta binlerce asker ve polis Gültepe'yi kuşatır. Gün boyu süren operasyon sırasında çıkan çatışmalarda üç polis yaşamını yitirirken, 100'e yakın kişi yaralanır, 200'den fazla kişi de gözaltına alınır. Böylece yaklaşık 25 gün boyunca inişli çıkışlı süren, dördü polis ikisi direnişçi olmak üzere 6 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı, binden fazla kişinin gözaltına alındığı "Tariş Direnişi" son buldu. 20 Şubat'ta da İzmir'de sıkıyönetim ilan edildi. Olaylardan sonra yüzlerce işçinin işine son verildi ve yerlerine MHP'li faşist militanlar dolduruldu. İşine geri alınmayarak dört çocuğu ve ailesiyle birlikte aç bırakılan Nesimi Çınar isimli işçi intihar etti. Direnişe katıldıkları gerekçesiyle 187 işçi hakkında dava açıldı. 135 işçiye önce 25'er ay ceza verildi. Daha sonra yeniden görülen dava sonucunda dört işçi hakkında önce idam cezası verildi, sonra bu cezalar ömür boyu hapse çevrildi. 19 işçiye 12 yıl ile 18 ay arasında değişen hapis cezaları verilirken diğerleri beraat etti. Gültepe direnişine katıldığı gerekçesi ile 95 kişi hakkında dava açıldı. Yargılamalar sonucunda üç kişiye idam, altı kişiye ömür boyu hapis, 49 kişiye de 20 ile bir yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. İdam cezası verilenlerden Hıdır Aslan, 1984'de Burdur Cezaevi'nde asılarak idam edildi. Son söz olarak ; Bireyler gibi toplumlar da bir hafızaya sahiptirler. Geçmiş, toplumsal hafızada tüm nesnelliği ile muhafaza edilemez. Bireyler gibi toplumlar da hatırlarken o an için sahip olduğu değerler, ihtiyaç ve ilişkiler çerçevesinde geçmiş üzerinde düşünür ve sözü edilen çerçeve dışında kalan pek çok şeyi hatırlamaz, unutur. Ancak "unutma" ile kayıtlar tümden silinmez, daha çok geçmişle ilgili belli olaylara bilançoda yer verilmez. Hangi olayların hatırlanacağına toplumlar kendi tercihleriyle olabileceği gibi iktidarların dayatması yoluyla da karar verebilirler. Bu bakımdan geçmişi kurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda bugünün ve geleceğin deneyimlerini de organize eden toplumsal hatırlama her zaman politik bir nitelik taşır. İşte, yenilgiyle sonuçlansa da Türkiye işçi sınıfının ve devrimci hareketin tarihinde onurlu bir yer edinen Tariş İşçileri ile Gültepe ve Çimentepe halkının faşizme karşı direniş ve dayanışmasının öyküsü tüm dayatma ve unutturma çabalarına karşın hangi tarihsel gerçeklikten hareketle geleceğe bakacağımıza dair bizlere yol gösteren önemli bir politik deneyimdir. Bu direniş ülke egemenlerinin farklı araçlarla her gün yeniden üreterek topluma benimsetmeye çalıştıkları kurulu düzenin alternatifsiz olduğu fikrine karşı "başka bir yaşamın" her şeye rağmen varolabileceğinin en güzel örneklerinden birinin, bu ülke topraklarında nasıl yaşandığını ortaya koymaktadır. Bu direniş unutulmamalı, unutturulmamalı ve hep anımsanmalıdır ki, kardeşçe paylaşmanın, özgürce dayanışmanın geleceğe dair umutlarımızı hep diri tutmamızı sağlayabileceği daha iyi anlaşılsın.
Bu çalışma faşizme
ve açlığa karşı ekmek ve yaşam haklarını onurlu direnişleriyle
savunan tüm Tariş işçilerine; kurdukları barikatların ardında
onların hemen yanı başında direnişe katılan başta Çimentepe ve
Gültepeliler olmak üzere direnişçi tüm İzmir halkına; bu
direnişler sırasında yaşamlarını yitiren İskender Gül, Cemil
Oral ve 12 Eylül darbesinden sonra adeta bu direnişlerden
intikam almak için idam edilen Hıdır Aslan ile İlyas Has'a ithaf
edilmiştir. . |
|
| Açılım Filmcilik Araştırma Belgeleme Filmcilik Limited Şirketi Ataç-2 Sokak 68/5 Kızılay-Ankaraa Tel: 0312 434 26 51-52 - Faks: 0312 434 26 32 | |
| info@ozguracilim.web.tr | |