Yeraltı Maden-İş Yeni Çeltek

Yeni Çeltek/Yeraltı Maden-İş Süreci :

Bir başka sendika mümkündür; bir başka yaşamın mümkün olduğu gibi ...

Bugün ülkemiz solunun ve işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı sorunlar düşünüldüğünde, Yeni Çeltek'te yaşananlar ve Yeraltı Maden-İş çatısı altında başarılanların nasıl bir öneme sahip olduğu daha iyi kavranacaktır.

Şüphesiz, günümüzle 1975-80 yılları sınıf mücadelesinin yoğunluğu, toplumdaki politikleşme düzeyi vb. konularda önemli farklılıklar içermektedir. Bugünün önemli sorusu şudur: 1970'li yıllardaki toplumsal muhalefetin yükselişi mi Yeni Çeltek, ÖTK (ODTÜ Öğrenci Temsilcileri Konseyi), Fatsa gibi örnekleri yaratmıştır, yoksa tersi mi? İki yanıt birbirini destekler gibi görünse de, Yeni Çeltek'i ve benzerle-rini yaratmayı başaramayan bir muhalif hareketin, toplumsal olmaya yakın olmadığı açıktır.

Yeni Çeltek, muhalif harekete toplumsal özellikler katan bir örnektir. Ne tek başına bir bölge halkındaki farklılaşmayı ifade eder ne de salt işçi sınıfının sendikal mücadelesiyle sınırlı ele alınabilir. Bir başka şey yaşanmıştır Yeni Çeltek'te; bir başka sendikal anlayışın olabileceği gösterilmiş, üretenlerin yönetebileceğinin mümkün olduğu kanıt-lanmıştır. Bunlar başarılırken örgütlülüğün ne kadar önemli olduğu da açığa çıkmıştır. Çünkü söz konusu olan hak almakla sınırlı bir mücadele değildir; devrimci hareket varlığı ve örgütlülük düzeyi Yeni Çeltek'i yaratmış, toplumsal muhalefetin toplumsal dönüşümü zorlayan bir donanıma sahip olmasını sağlamıştır.

Şu nokta açıktır: Yeni Çeltek maden ocaklarının da bulunduğu, Amasya-Suluova ve Merzifon'u içine alan tüm bölgede maden işçilerinin temelini oluşturduğu örgütlenme ve mücadele deneyimi bu-gün de yarın da işçi sınıfının örgütlenmesine ve mücadelesine ışık tutacaktır.

Yeni Çeltek maden işçilerinin örgütlenmesi, zorlu bir mücadele süreci içinde, başından itibaren yöre köylülerinin ve diğer emekçi sınıfların örgütlenmesini ve birleşik bir mücadeleyi beraberinde getirmiştir.

Yeni Çeltek deneyimi, Türkiye devrimci hareketinin bir birikimi ve özgün bir mirası olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekecek önemdedir.

İşçi Köylü Gençlik Devrim İçin Birleştik

Günümüzün politik diline oldukça yabancı gelen bu şiar, Yeni Çeltek yöresinde düzenlenen miting ve gösterilerde dile getirilmekle kalma-mış, bizzat yaşama geçmiştir. Devrimci sendikal örgütlülüğün olgunlaşma süreci, köylülerin ve diğer emekçi sınıfların örgütlenmesini de etkileyen ve giderek onunla bütünleşen bir süreç olmuştur.

İşçilerin, büyük bir bölümünün köy kökenli olması sendikal örgütlen-me açısından bir dezavantaj gibi görülse de, zamanla bu durum, dayanışma ağının bütün bir bölgeye yayılmasını sağlamıştır. Zor ve çetin geçen grevlerde çevre köylülerin, diğer işyerlerindeki işçilerin, esnafın ve çevre halkının desteği sağlanmış, grev dayanışmasıyla kurulan bağlar, örgütlenme ve mücadelenin gelişmesiyle kalıcı ilişkiler haline gelmiştir.

Pancardan Linyite; Kederde Bir Olanlar, Kaderde Bir Oluyor

Şeker pancarı bölge ekonomisinin can damarıdır. Merzifon, Suluova, Gümüşhacıköy, Havza, Ladik, Vezirköprü ilçelerinde halkın geçim kaynağı şeker pancarıdır. Pancar için toprağa, pancarın şeker haline gelmesi için yüksek ısıya, yüksek ısı için linyite ihtiyaç vardır. Yani hem köylü köylülüğünün gereğini yerine getirmeli, hem de işçiler yok pahasına, seslerini çıkarmadan yerin yedi kat altına inmelidir. Bölge insanının kaderi böyle çizilmiştir. Hem köylülere hem de işçilere ihtiyaç vardır ama gün gelecektir; işçi ve köylüler kendi kaderlerini çizecek, kederde bir olanlar kaderde de bir olmayı başaracaktır.
Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığı, pancar üreticisi köylü-lerle yaptığı anlaşma gereği ürünü çok düşük bir fiyatla satın almaktadır. Köylüler kaderine razıydı; o güne dek pancar taban fiyatının düşük tutulmasına karşı bir mücadele geliştirilebilmiş değildi.

Maden işçileri de benzer bir sömürüye maruz kalıyordu. Yerin yedi kat dibinde, son derece sağlıksız ve güvenlikten yoksun koşullarda, karın tokluğuna çalışıyordu işçiler. Ne haklarını arayan bir sendikaları vardı ne de toplu sözleşme sürecinden haberdarlardı. İşveren ve sendika, işçileri devre dışı bırakarak imzalıyordu sözleşmeyi. Sonuca itiraz etmek bile mümkün olmuyordu; itiraz eden olursa, sendika-işveren-mafya ilişkisini karşısında buluyordu.

Madencinin kanı canı pahasına yarattığı hayat, onun dramı olmaya başlamıştı. Ocak sahipleri, nakliyeciler, rantiye, bankacılar, sendikacılar pastanın tamamını paylaşıyordu. Çark böyle çalışıyordu. Çarkın tekerine, yani bu düzene çomak sokmak isteyenler olabilirdi; her türlü tedbiri almak gerekiyordu; kimse pastaya ortak edilmemeliydi. Bunun için işçiler umutsuz ve örgütsüz olmalı, sendikacılar sorun yaratmamalıydı.

Yeni Çeltek Linyit İşletmesi, Suluova Şeker Fabrikası'nın kömür ihti-yacını karşılamak amacıyla kurulmuş bir Şeker Şirketi kuruluşuydu. Yeni Çeltek Linyit İşletmelerinin en büyük payı Şeker Şirketine aitti. Suluova Şeker Fabrikası ise pancar üreticisi köylülerin 500 TL. ile ortak oldukları Pancar Üreticileri Kooperatifi sermayesiyle kurulmuştu. Yeni Çeltek Linyit İşletmeleri ortakları arasında, Pancar Üreticileri Kooperatifi de bulunuyordu. Pancar üreticisi köylüleri, Yeni Çeltek maden işçilerini ve yöredeki tüm emekçi sınıfları içine alan sömürü ağı işte böyle kurulmuştu.

Pancar en ucuza alınacaktı, köylüden. Linyit en ucuza çıkartılacaktı. Şeker en ucuza mâl edilecekti.

Bu durum, Yeni Çeltek maden işçileri ile pancar üreticisi köylülerin örgütlenme ve mücadelesini birlikte yürütmelerini kaçınılmaz ve zorunlu kılıyordu. Köylülere, işçilere ve doğal olarak tüm bölge halkına sömürü çarkının nasıl işletildiğinin anlatılması gerekiyordu. Devrimci mücadele bunu üstlendi. Tüm bölgede bildiriler dağıtıldı; toplantılar yapıldı.

Sınıf Mücadelesi Şiddetleniyor

Tam da bu noktada Türkiye'deki sınıflar mücadelesine ve devrimci mücadelenin önemine dikkat çekmek gerekiyor. 70'li yıllarda Türki-ye adım adım bir iç savaşa doğru sürüklenmektedir. Tüm ülke adeta mahalle mahalle, sokak sokak bölünmüş durumdadır. Yükselen toplumsal muhalefeti ve solu ezmek için yoğun bir saldırı ve terör dalgası estirilmektedir. Okullar, mahalleler, işyerleri, öğrenciler, aydınlar, işçi ve memurlar faşist saldırıların hedefidir. Toplumu terö-rize etmek amaçlı büyük çaplı katliamlar bile tezgâhlanmaktadır.

Sivas'ta, Malatya'da, Maraş'ta, Çorum'da yüzlerce insan katledilmiş, evler, dükkânlar yakılıp yıkılmış, ilericiler, solcular, Alevi yurttaşlar göçe zorlanmıştır. Faşist saldırılar sol muhalefeti ezmek şöyle dursun tam tersi sonuçlara yol açınca, hâkim sınıflar Maraş katliamı sonrasında 13 ilde sıkıyönetim ilan etmiş, toplum sıkıyönetim uygulamaları ve sivil faşist saldırıların kıskacına alınmıştır.

Elbette bütün bir ülkede yalnızca olumsuzluk hüküm sürmüyordu. Ülkenin faşistleştirilmesine karşı direnen devrimci hareket, o kara-basan ortamında kalıcı, anlamlı işler başarıyordu. Halkın ve çalışan-ların söz-yetki-karar sahibi olduğu sosyalist demokrasi örnekleri yaratılıyor, pekiştiriliyor, çoğaltılıyordu. Fatsa, ÖTK (ODTÜ Öğrenci Temsilcileri Konseyi), Tariş, Yeni Çeltek, Direniş Komiteleri ilk akla gelen örneklerdi. Bu örnekler başarılı olduğu oranda, karabasan ortamı bir parça olsun aralanıyor, gelecek vaadi ete kemiğe bürünüyor, sol siyaset inandırıcı, ikna edici ve uygulanabilir programlarla halkın karşısına çıkıyordu. Karışıklık ve kaos ortamından yola çıkarak olası bir askeri darbeyi meşrulaştırmak isteyen hakim sınıflar için asıl tehlike de bu örneklerin yaşaması ve çoğalmasıydı. Fatsa ayakta kalırsa başka Fatsa'ları tetikleyecek, Yeni Çeltek yenilmezse diğer maden ocaklarının ve işkollarının önü açılacaktı. Onlarca ÖTK olursa, üniversite gençliğini zapt-u rapt altına almak hiç mümkün olmayacaktı. Türkiye'yi 12 Eylül'e taşıyan kapı biraz da bu nedenle aralandı. 12 Eylül'le birlikte Fatsa'yı, Yeni Çeltek'i ve diğerlerini yok etmek, devrimci hareketi dağıtmak hakim sınıflar açısından elzemdi; nitekim askeri darbe bunu yaptı. Örgütlerin, sendikaların, meslek odalarının dağıtılması, kapatılması önemli değildi, önemli olan başka bir Türkiye'nin yaratılabileceğine dair inanç ve umudun yok edilmesiydi.

Tarihi Maden İşçileri Yazıyor

Üretimden gelen gücünü fark eden Yeni Çeltek maden işçisi, örgütlü gücün nelere kadir olabileceğini de düşünmeye başlamıştı. Ocaklardaki hayat değişmeli, yörenin tarihini bu kez maden işçileri yazmalıydı.

Yıl 1975'in başlarıdır. Yalnızca Yeni Çeltek'te değil, Malatya Hekimhan, Ankara Çayırhan, Sivas Aşkale ve diğer ocaklarda kıpırdanma, hoşnutsuzluk hali baş göstermekte ve bu düzen böyle gitmez diyen işçilerin sayısı artmaktadır. Bu düzenin değişmesi mutlaktır ama kimi işçiler başka bir sendika kurulmasını istemekte, kimileri ise sendika değiştirmenin yeterli olacağını düşünmektedir. Ocaklar hareketlidir; peş peşe toplantılar yapılmakta, arayış yavaş yavaş somut taleplere dönüşmektedir. Açıkçası Türk İş'ten DİSK'e geçmek sorunu çözecek gibi durmuyordu. İsmin değil, sendikal anlayışın değişmesi gerektiği fikri daha yakın geliyordu işçilere.

Maden işlerindeki bu değişim ve arayış, birer maden işçisi gibi çalışan maden mühendislerinin dikkatinden kaçmadı, aynı kaderi paylaştıkları arkadaşlarına ellerini uzatmakta gecikmedi maden mühendisleri.

1975 yılı başlarında başlayan ve maden mühendislerinin yanı sıra bizzat maden işçilerinin de katılımıyla süren toplantılar 1975 yılı sonlarında Devrimci Yeraltı Maden İşçileri Sendikası'nın kurulma-sıyla noktalandı. Artık tarih başka yazılacaktı Yeni Çeltek'te ve diğer maden yörelerinde. Çalışma düzeninden toplu sözleşmeye kadar hemen her konuda işyeri komite ve konseylerinin belirleyiciliğinde bir süreç başlamış, işçiler sürecin öznesi haline gelmiştir. Yeni sendikal anlayış ocaklardaki hayatı tepeden tırnağa değiştirmiş, işveren-sendikacı-mafya ilişkisi dağıtılmış, eşit, demokratik bir ilişki gelişmeye başlamıştır.

Üretenler Yönetiyor

Yeni Çeltek'te sendikal örgütlülük, çok zorlu mücadeleler içinde yaşama geçirilmiştir. Yeraltı Maden-İş'in bölgeye girişiyle birlikte Yeni Çeltek patronları ve bölgede çıkarı bozulan gerici, faşist güçler işçiler arasında bölgecilik yapmaya, Alevi-Sünni ayrımını kışkırtma-ya kalkışmış, bunlar yetmeyince silahlı saldırılar devreye alınmıştır. Mafya tarzında örgütlenen mevcut sendikanın silahlı adamları ile Yeni Çeltek maden işçileri arasında çıkan çatışmada Ramazan Sevindik isimli maden işçisi öldürülmüştür. Bütün bu oyunlar ve saldırılar, Yeraltı Maden-İş sendikasının önderliğinde, maden işçilerinin ve yöre halkının kararlı tutumlarıyla boşa çıkarılmıştır.

Yeni Çeltek maden işçileri, sendikal örgütlülükte söz ve karar sahibi olmuş, sendikal organlarda görev almış, karar ve politika oluşturma sürecine katılmıştır. "Üreten Biziz Yöneten Biz Olacağız" anlayışı öncelikle sendikanın çatısı altında hayata geçirilmiştir. Yeni Çeltek maden işçisini ilgilendiren bütün sorunlar -üretimden yönetime kadar- işyeri komite ve konseylerinde, konsey sözcüleri meclisinde ve bütün işçilerin katıldığı vardiya toplantılarında ele alınıp, tartışılmış ve kararlaştırılmıştır. İşyerinde bulunan lokal, işçilerin bir araya geldiği sorunlarını konuştuğu, tartıştığı, seminer vb. çeşitli etkinliklerin gerçekleştirdiği yer haline getirilmiştir.

Yeni Çeltek maden işçileri, sessiz ve edilgen özelliklerinden kurtulmuş, aktif, katılan, mücadeleci bir nitelik kazanmıştır. Bu geçiş elbette kolay olmamış, maden işçisi örgütlenmesine paralel olarak yönetme yeteneği ve alışkanlığı kazanmıştır. "İşçiyiz Güçlüyüz" biçiminde ifade edilen slogan, işçi olmanın güçlü olmaya yetmeyeceği, aynı zamanda örgütlü olmak gerektiğini ifade eden "İşçiyiz Örgütlüyken Güçlüyüz"e dönüşmüştür.

Sendikal örgütlülüklerinde söz ve karar sahibi olan maden işçileri ikinci adım olarak, işyerinde söz ve karar sahibi olmaya yönelmiştir. Bir yönetim organı niteliğinde olan işyeri komitesi örgütlülüğü, toplu sözleşme görüşmelerinde işverene kabul ettirilmiştir. İşveren, işyeri komite ve konseyini muhatap almak durumda kalmıştır ki, bu Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından bir ilktir.

İşçiler Meydanlara İniyor

Yeni Çeltek maden işçileri ve devrimciler, ocaklarda ve tüm bölge halkını kapsayan çalışma ile işçi sınıfının, diğer emekçi sınıflara önderlik edebileceğini ortaya çıkarmıştır. Yürütülen çalışmaların sonucu olarak, 1977 yılında Suluova'da Yeraltı Maden-İş önderliğinde görkemli bir miting düzenlenmiştir. Ellerde yabalar ve madenci kazmaları ile yöre halkının ilk dayanışması sergilenmiş, işçiler ilk kez 1 Mayıs mitingine katılmıştır.

Pancar üreticisi köylüler ile kurulan ilişkiler, yöredeki diğer işyerlerindeki işçilere ve emekçi sınıflara yayılarak geliştirilmiştir. Suluova'da, Merzifon'da, Gümüşhacıköy'de DİKG-DER (Devrimci İşçi-Köylü-Gençlik Derneği) kurulmuş, yerel dernekler zamanla tüm bölgeye yayılmıştır. Birer demokratik kitle örgütü olan bu dernekler köy ve kasabalarda işçilerin, köylülerin ve gençliğin kaynaşmasını sağlamıştır.

DİKG-DER'ler aracılığıyla, Yeni Çeltek maden işçileri diğer emekçi sınıflar ve gençlik arasındaki bağlar daha sıkı hale getirilmiştir. Suluova DİKG-DER içinde örgütlenmiş olan yaba işçileri, Yeni Çeltek maden işçilerini örnek almış, başlarındaki çavuşları bertaraf ederek, hem üreten hem yöneten olmak yolunda önemli başarılara imza atmıştır.

1978 yılında İstanbul 1 Mayıs mitingine, maden işçileri ile yaba işçileri birlikte katılmış, 1979'da 1 Mayıs'ı Suluova'da işçi sınıfının, yoksul köylülerin ve emekçi halkın birlik-mücadele-dayanışma günü olarak kutlanmıştır. 1980 yılında, aynı zamanda faşizmin baskı, saldırı ve katliamlarına karşı kitlesel bir gösteri niteliğinde olan Merzifon 1 Mayıs mitingine Yeni Çeltek, Eski Çeltek, Turhal Antimuan maden işçileri ile yöredeki un fabrikası işçileri, yoksul köylüler, öğretmenler ve Merzifon halkının büyük katılımı sağlan-mış, 5 bin kişiyi aşan kalabalıkla, o güne kadar bölgede yapılan en büyük miting gerçekleştirilmiştir.

Faşizme Karşı Mücadele ve Direniş Komiteleri

Yeni Çeltek maden işçilerinin örgütlülüğü ve yürüttüğü mücadelenin sağlamış olduğu başarı ve etkinlik, bölgedeki diğer emekçi sınıflar üzerinde bir çekim merkezi oluşturmuş, bu durum ise faşist güçlerin saldırılarını Yeni Çeltek ve bölge halkı üzerine yoğunlaştırmasına neden olmuştur.

Bölgede Kahramanmaraş, Sivas ve Malatya'da olduğu gibi, Alevi-Sünni çatışması yaratılarak çeşitli saldırı ve oyunlara girişilmiş, Merzifon'da Çorum katliamına benzer bir tertip gerçekleştirilmek istenmiş, Yeni Çeltek ve yöresi faşist güçlerin saldırı alanı haline getirilmiştir. Bütün bu tertip ve saldırıların arkasında Amerikan Konsolosluğu 1. Katibi Robert Peck adlı bir Amerikalı vardır. Tokat, Çorum, Yozgat ve Amasya gibi Alevi ve Sünni inanışa sahip insanların yoğun olarak içiçe yaşadığı bölgede dolaşan ve gittiği her yerde MHP ve Ülkü Ocaklı militanlarla toplantılar yapan Amerikalı zamanın Amasya Belediye Başkanı'nı ve Amasya Valisi'ni de ziyaret ederek yöre hakkında farklı kanallardan daha ayrıntılı bilgiler almaya çalışmıştır. Asıl önemlisi dolaştığı bölgelerde Alevi-Sünni çatışması yaratmaya yönelik kışkırtmaların ve kitle katliamını hedefleyen faşist saldırıların artması üzerine dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş Dışişleri Bakanlığına başvurarak, adı geçenin görevden alınması için ABD'den istemde bulunulmasını bildirmiştir. 1978 yılında faşist güçler eliyle gerçekleştirilen Maraş Katliamı'nın arkasında da adı geçen Robert Peck'in bu isteğe rağmen görevden alınmadığı bilinmektedir. (Ülkemizin en kanlı çatışmalarına sahne olan bir döneminin belki de yaratıcılarından bir olarak, tanıklığı bir çok cinayet ve katliamın nasıl nasıl tertiplendiğini ortaya koyabilecek olan ve CIA ajanı olması çok olası bulunan Robert Peck ile ilgili herhangi bir fotoğrafa ve şu anda ne yapmakta olduğuna dair bir bilgiye ne yazık ki ulaşamadık.)

Ülkedeki tüm devrimci­demokrat güçler gibi, maden işçileri de faşist güçlerin boy hedefi olmuş, saldırıya uğramış ve servis arabaları bir çok kez kurşunlanmıştır. Ayrıca Yeraltı Maden-İş Suluova şube yöneticileri ve önder işçiler bu saldırılara paralel olarak çeşitli provakasyonlarla gözaltına alınmış, işkence görmüş ve tutuklanmıştır. Bütün bu saldırı ve oyunlar, maden işçilerini yıldırmamış, onların diğer emekçi sınıflarla bütünleşmesini ve ortak mücadelesini engelleyememiştir.

Yeni Çeltek maden işçileri örgütlenme konusunda olduğu gibi, faşizme karşı mücadeleyi de işyerleri ile sınırlı görmemiş, nerede bir faşist saldırı varsa oraya müdahil olmayı başarmıştır. Maden işçileri, faşist işgal altındaki Merzifon Ticaret Lisesi'ndeki devrimci öğren-cilerle okula gidip gelmiş, gözaltına alınan Havza'lı öğretmenlerin serbest bırakılması için karakolun önünde boy göstermiş, Türkeş'in ve MHP'li faşistlerin Havza'ya sokulmamasında ve Suluova'da işken-ce gören yaba işçilerinin işkenceden kurtarılmasında aktif rol oynamıştır.

Bunlar sadece akla gelen birkaç örnektir. Maden işçileri faşizme karşı tüm alanlarda aktif ve bilinçli bir şekilde yer alarak mücade-lenin gelişmesine katkı sağlamıştır. Yeni Çeltek maden işçileri, örgütlenmesinin başından itibaren faşizme karşı mücadelede kitlesel olarak yer alırken, devrimci hareketin, faşizme karşı örgüt-lenme ve mücadeleye ilişkin önerilerini oturdukları mahalle ve köylerde yaşama geçirmeye çalışmıştır. İşyeri komite ve konsey örgütlenmesi içinde, örgütlenme ve mücadele deneyi kazanan maden işçileri aynı devrimci anlayışı mahalle ve köylere taşıyarak Direniş Komitelerinin örgütleyicisi olmuştur. Böylece işyerlerinde kazandıkları örgütlenme ve mücadele deneyimini mahalle ve köylerine taşımış, bu yolla devrimci mücadelenin giderek diğer emekçi sınıflara ulaşmasını sağlamıştır.

Yeni Çeltek maden işçileri, oturdukları mahalle ve köylerde oluşturulan direniş komiteleri içinde yer almış, Alevi-Sünni vatandaşlar arasında iyi ilişkilerin korunup geliştirilmesi yönünde gayret göster-miş, yörenin bir Kahramanmaraş olmamasını sağlayan çabanın odak noktasında yer almıştır.

Ocaklar Kapatılıyor

İşverenin, işçilerin örgütlü gücü nedeniyle kabul etmek durumda kaldığı yeni işleyişten rahatsız olmaması mümkün değildi. Bu yeni anlayış yok edilmeliydi; yoksa tüm ocaklara, işyerlerine yayılabilirdi. Mevcut durumda yapılacak hiç bir şey yoktu, ocakları kapatmaktan başka. Ne saldırılar sonuç sağlamıştı ne de işçileri bölme girişimleri.

Ve ocaklar kapatıldı. Maden işçileri işverenin kapatma kararını tanımadı. Kapatma kararı 24 Nisan 1980 tarihliydi; Yeni Çeltek dire-nişinin başlangıç tarihi de. İşveren ocakları kapatıp işyerini terk etti. Maden işçileri için önemli bir karardı bu. Üretenler, yönetebileceklerini göstereceklerdi.

Onca tehdide, saldırıya karşı tam 34 gün ocakları işçiler işletti. Hem üretim arttı, hem işyeri güvenliği eksiksiz sağlandı hem de bölge halkına kömür tedarik edildi. İşçiler ücretlerini kendileri karşıladı, işyerinin ihtiyaç duyduğu harcamalar yapıldı.

İlk bir haftalık üretim ve kömür satışı sonucu, tüm masraflar karşılandıktan sonra 2,5 Milyon TL. kâr elde edildi. İşverenin "Ocaklar zarar ediyor" şeklindeki iddiası da boşa çıkartılıyordu. Ortaya çıkan mali tablo işyeri girişine asılan bir pano ile tüm halka duyuruldu.

Yeni Çeltek Kapatılamaz

Yeni Çeltek maden işçilerinin, örgütlenmesi ve mücadelesinin ulaştığı boyut; mücadele sürecinde elde edilen ekonomik-demokratik ve sosyal kazanımların gelişkinliği; bölgede gelişen devrimci mücadelenin ve örgütlenmenin yöredeki işçi sınıfını ve diğer emekçi sınıfları etkilemesi faşist güçleri ve siyasi iktidarı ürkütüyordu.

1980 yılı toplu sözleşme görüşmeleri sürerken, Yeni Çeltek İşletmeleri Genel Müdürlüğü işletmenin zarar ettiğini ileri sürerek 24 Nisan 1980 tarihinde kapatma kararını açıkladı.

Oysa herkes biliyordu ki kapatma kararı ekonomik değil siyasiydi. İşyerinin zarar ettiği kocaman bir yalandı. Amaçları Yeni Çeltek ve yöredeki örgütlenmeyi ve mücadeleyi yok etmekti. Aynı günlerde Demirel hükümetinin Bakanlar Kurulu'nda, ülkede 11 bölgenin has-sas olduğu ve özel önlem alınması gerektiği belirtiliyordu. Yeni Çeltek ve çevresi "Hassas Bölgeler" arasına alınmıştı. Nitekim bu karardan kısa bir süre sonra Fatsa'da faşist muhbirlerin önderliğinde "Nokta Operasyonu" adı altında geniş bir saldırı başlatıldı. Fatsa'nın devrimci Belediye Başkanı Fikri Sönmez gözaltına alındı ve tutuklandı. Aynı günlerde Çorum ve Merzifon'da faşist katliam girişimleri sahnelendi. Ancak devrimci güçlerin direnişi sonucu yeni bir Kahramanmaraş yaşanmadı.

Ocakların kapatılma kararını takiben, önce topluca, sonra tek tek işçilere işyerini terk etmeleri için bildirimler gönderilmeye başladı. Ancak bu tebliği ciddiye alan çıkmadı; işçiler ocakları terk etmedi.

Siyasi iktidarın kapatma niyetiyle birlikte, faşist güçlerin maden işçilerine yönelik saldırıları ve kampanyaları hız kazandı. Faşistler her yerde Yeni Çeltek'in kapatılması gerektiğini ifade ediyordu. Aynı günlerde Demirel hükümetinin din işleri ile görevli Devlet Bakanı Muhammet Kelleci Merzifon'da yaptığı bir toplantıda, Yeni Çeltek'in kapatıldığını açıklayarak, faşistleri Yeni Çeltek maden işçileri üzerine kışkırtıyordu. Saldırı öylesine çok yönlüydü ki, her gün Merzifon ve Suluova Belediye hoparlörlerinden Yeni Çeltek'in kapatıldığı, bir tehdit havası içinde tekrarlanıyordu. Saldırıların bu denli yoğunlaştığı bir ortamda, maden işçileri "Yeni Çeltek Kapatılamaz" diyerek direniş mücadelesini başlatıyordu. İlk iş olarak Yeni Çeltek üzerine oynanan oyunları deşifre eden binlerce bildiri dağıtılıyordu. Bildirilerde, ocakların "Sobalarda Yanan Ateş/Sofradaki Aş" anlamı taşıdığı belirtiliyordu. Bu zaman zarfında işçilerden oluşan gruplar tarafından sayısız köy ve mahalle toplantısı yapılıyordu, film ve slayt gösterimleriyle toplantılar eğitici nitelik kazandırılıyordu. İşçiler, ocakları kapatma kararını yasadışı ilan ediyor, işyerinin zarar etmediğini savunuyordu. Tüm işçilerin katıldığı bir toplantıda bu yönde bir karar alınıyor, işçiler oy birliğiyle ocakları terk etmeme, direnme kararı alıyordu. Alınan karar direnişin grev biçiminde devam etmesi yönünde oldu. Ancak işyerinin zarar ettiği iddiasını çürütmek ve üretenlerin yönetebileceğini kanıtlamak için bir süre daha üretime devam etme kararı da veriliyordu.

Gerek 34 günlük fiili üretim döneminde, gerekse sonraki grev günlerinde pek çok saldırıya maruz kaldı Yeni Çeltek. İki defa askeri birlikler tarafından kuşatıldı ocaklar. Bütün bu saldırılar yöre halkının aktif desteği ile püskürtülüyordu.

12 Eylül Sadece Yeni Çeltek'in Değil Tüm Türkiye'nin Kâbusu Oluyor

12 Eylül faşist darbesi, direniş devam ederken yakaladı Yeni Çeltek işçilerini. 11 Eylül'ü 12 Eylül'e bağlayan gece askeri güçler onlarca tank eşliğinde, bir türlü teslim alamadıkları Yeni Çeltek'i kuşattılar ve aylarca süren direnişi kırdılar. 12 Eylül'le birlikte, Yeni Çeltek maden işçilerinin büyük bir bölümü gözaltına alındı. Çevrede işkence ve korku merkezi olarak ün salmış olan Suluova Et-Balık Kurumu'nda işkencelerden geçirildi. İşkenceciler yaptıkları işi gizleme gereği bile duymuyordu. İşkence çığlıkları gece gündüz devam ediyordu. Başta Yeni Çeltek maden işçileri olmak üzere yüzlerce, binlerce insan burada insanlık dışı işkenceler gördü, yaşadı ve tanık oldu. İşkenceler sonucunda maden işçisi Demirtaş Geçici'nin iki bacağı kangren oldu ve kesildi. Amasya şube sekreteri Ahmet Ayvalı Merzifon Emniyet Amirliği'nde gördüğü işkence nedeniyle felç oldu.

12 Eylül'le birlikte, maden işçilerinin sendikal örgütü Yeraltı Maden İş Sendikası kapatıldı; sendika yöneticileri ve işyeri komitesi, grev komitesinin de aralarında bulunduğu pek çok maden işçisi aylarca gördüğü işkencelerden sonra Devrimci Yol yöneticisi ve üyesi olmak, işyerini işgal etmek, fiili üretimde bulunmak ve yasadışı grev yapmak gibi iddialarla 901 sanıklı Yeni Çeltek Devrimci Yol davasında yargılandı.

Bir idam, 2 ömür boyu hapis cezasının da verildiği kararda 40 maden işçisi beş ile on beş yıl arasında hapis cezaları alırken, diğer maden işçileri ise 2 ay ile 6 ay arasında hapis cezalarına çarptırıldı. Yeni Çeltek Devrimci Yol davası, sanıkları arasından en çok işçi bulunan dava olarak da tarihe geçti. 1991 yılında Askeri Yargıtay sıkıyönetim mahkemesince verilen kararı sanıkların tümünün lehine bozdu. Sıkıyönetim kalkmış olduğu için davaya bakmak durumunda olan Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Askeri Yargıtay'ın adeta yargılamanın en baştan başlamasını öngören kararını uygulayamayacağını bil-diği ve sanıkların çoğu da uzun yıllar cezaevinde kalarak fiilen cezalandırılmış olduğu için sanıkların tümü yönünden "Davanın zaman aşımına uğradığı" gerekçesiyle davanın düşmesine karar verdi.

Yeni Çeltek maden işçilerinin bir kısmı aylarca, yıllarca hapishaneler-de kalırken, büyük bir kısmı da işten atıldı. İşine devam eden kimi işçiler de yeniden örgütlenmeye çalıştıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp işkenceden geçirildi.

Son Söz Yerine

Yeni Çeltek maden işçilerinin Yeraltı Maden-İş çatısı altındaki müca-delesi her ne kadar yenilmiş olsa da, kendisine Türkiye işçi sınıfı ve devrimci hareketin tarihinde anlamlı ve onurlu bir yer açmıştır. 1970'li yıllarda yaşananlar bugünün kuşakları tarafından kavranmalı ve geleceğe aktarılmalıdır. Unutulmaması buna bağlıdır.

Bu çalışma, 1975-1980 yılları arasında Yeni Çeltek'te başarılan ne varsa; bu uğurda yaşamlarını hiçe sayanlara, büyük fedakarlıklarla gecesini gündüzüne katarak çalışan devrimci Yeni Çeltek Maden İşçilerine, faşizme karşı onurla direnen yaba işçilerine, köylülere ve tüm yöre halkına; Ramazan Anar'a, Bayran Ünlüyol'a, Ali Kesen'e, Adem Özer'e, Bayram Lafçı'ya, Duran Köse'ye, Mustafa Şahbaz'a yani; Yeni Çeltek tarihinin gerçek yaratıcılarına ithaf edilmiştir.


Geri    İlk Sayfa

Açılım Filmcilik Araştırma Belgeleme Filmcilik Limited Şirketi
Ataç-2 Sokak 68/5 Kızılay-Ankara
Tel: 0312 434 26 51-52 - Faks: 0312 434 26 32
info@ozguracilim.web.tr